İyi bir çocuk romanı nasıl olmalıdır? / Tacim Çiçek
ALİHAN DEMİR KİMDİR? Öğretmen ve yazar Kâmil Can Aydemir’in evinde tanıştığım Alihan Demir, 1985 Mardin/Derik doğumlu bir öğretmen ve yazar. Yazar ve şair Adil Okay, fotoğraf sanatçısı/yazar Özcan Yaman, şair Erdal Dalgıç, eğitimci yazar Sadık Aslan ve radyo programcısı Figen Kandemir de vardı o gün. ‘Ya Star’ adlı romanı yeni yayımlanmıştı ve Sözyüzü adlı derginin de ilk sayısı çıkmıştı. Bu yüzden 2021 yazında tanıştık Demir’le. Mersin Üniversitesi Türkçe Öğretmenliği Bölümünden 2006’da mezun olmuş. Mersin’de öğretmenlik yapıyor hâlâ. Pek çok dergi ve internet sitesinde eleştiri, deneme ve öyküleri yayımlanmış. Editörlük de yapıyor. 2025’te birkaç arkadaşıyla Lil Yayınları’nı kurmuş. Edebiyatbahçesi, İçel Sanat Kulübü, Kulta ve Lil Yayınları’nın kurullarının da üyesi. 2025’te İlyas Halil Öykü Ödülü sahibi Demir’in Şanidar Bekçileri (138 sf, Lil Yayınları, Ocak 2026) adlı bir de ‘çocuk’ romanı var. İşte diyeceklerim, hangi yaş grubu olduğu belirtilmediği gibi baştan sona yazım ve teknik hatalar yüzünden iyi olan hikâyesi aceleye getirilmiş ‘çocuk’ romanıyla ilgili olacak... İyi bir çocuk romanı/kitabı nasıl olmalıdır? Aralık 2016’da Doğu Kitabevi etiketiyle yayımlanan “Çocuk Edebiyatı Denilince” adlı kitabım doğrudan çocuk edebiyatının mutfağını, sorunlarını ve işleyişini ele alan eleştirel bir inceleme ve araştırma kitabıdır. ? 176 sayfalık bu çalışmamda, çeşitli gazete ve dergilerde yayımlanmış çocuk yazını üzerine eleştirel yazılarımı tematik bir akışa göre yeniden düzenlemiş, güncellemiş ve geliştirmiştim. Üç bölüm ve ekler kısmından oluşan çalışmamın ilk bölümünde yer alan yazımda (sf:31’den itibaren) yaş aralıklarından ve özelliklerinden uzunca söz etmiştim. Şanidar Bekçileri’nin kapağında ve künyesinde ‘çocuk’ ve ‘çocuk romanı’ ibaresi var. Bu ‘çocuk’ hangi yaş grubu olduğu belirtilmemiş. Oysa hangi yaş grubuna yönelik olduğu belirtilmeliydi. İlgili yazılarımda değindiğimi özetleyecek olursam: Erken çocukluk dönemi doğumdan ilkokula başlama zamanına kadar olan 0-6 veya gelişimsel olarak düşünürsek 0-8 yaş aralığını kapsar. Beyin gelişimine paralel olan öğrenme kapasitesinin en yüksek olduğu, çocukların fiziksel, zihinsel ve sosyal temellerinin atıldığı kritik evredir. Bu açıdan bakıldığında ilk çocukluk okul öncesi/oyun dönemini, ikinci çocukluk ise okul dönemini (6/11) kapsar. Evrensel olarak 18 yaşın altındakiler çocuk kabul edilseler de bu romanın dili, anlatımı, konusu, sayfa sayısı, puntosu sözünü ettiğim iki çocuk dönemindekilere uygun değil; ergenlik dönemi (12-18) için uygun olduğundan 12 yaş ve üstü bir roman… Keşke bu belirtilseydi. Yazarın kısa özgeçmişindeki yaptığı işlere baktığımız zaman, bundan sonra da belirteceğim; sanki kitap bir an önce çıksın anlayışıyla aceleye getirilmişçesine gözden kaçan yanlışlar ve kusurlar, ‘terzi kendi söküğünü dikemez’ atasözünü uygun düşmüş. İyi bir çocuk romanı; didaktik ve otoriter bir dilden uzak duran, çocuğun hayal dünyasını besleyen ve “çocuk gerçekliği” ilkesine uygun kurgulanan eserlerdir. Karakterler ve işlenen temalar hedef yaş grubunun algı ve sözcük seviyesine, gelişim özelliklerine ve anlama kapasitesine tam olarak hitap etmelidir. Doğrudan öğüt vermemeli. Merak duygusunu canlı tutmalı. Karakterler birer “küçük yetişkin” gibi davranmamalı. Çocuk kahramanların zaafları, korkuları, heyecanları ve yaptıkları hatalar gerçekçi bir biçimde işlenmeli. Anlaşılır ve ilgili yaş grubuna uygun olmalı. Çocuk okuyucu, karakterin duygu ve düşünce dünyasında kendi yaşamından izler bulabilmeli. Bu açıdan baktığımda Alihan Demir, kimi bölümlerde bir yetişkine anlatır gibi anlatsa da Miran’ı ve arkadaşlarını genelde uymuş dediklerime. Aslında üzerinde çalışsaydı belki de sıralayacağım hatalar, yanlışlar kaçmayacaktı gözünden. Ve bu yüzden de iyi bir hikâye bu hataların, yanlışların gölgesinde kalmayacaktı. Şanidar Bekçileri’nin hataları Demir’in eserlerinde, mitoloji, alt kültürler, diller, psikoloji, sosyoloji, kadın, öteki, kimlik ve tarih hep ön planda. Bu iyi. Kimsenin de itirazı olmaz, olmaz da… Çünkü bir başkası yazarın konu seçimine etki edecek, yönlendirecek, seçtirecek mercii değil. Irak’ın Kürdistan Bölgesel Yönetimi sınırları içinde, Erbil’in kuzey-kuzeydoğusunda, Bradost Dağı’nda ve Zap Suyu vadisine yakın konumdaki Şanidar Mağarası, insanlık tarihi ve özellikle Neandertal araştırmaları açısından dünyanın önemli arkeolojik sit alanlarından biri. Neandertallerin sosyal yaşamı ve ölü gömme ritüelleri hakkındaki algımızı kökten değiştirmiş buluntulara ev sahipliği yapıyor. A. Demir, kurguladığı Şanidar Köyü’nde; ihtimal ki çocukluğundan yaşanmışlıklar da ödünç verdiği Miran ile arkadaşlarının hikâyesini anlatmış. Hikâye, dik yamaçları ve taşlı yolları olan zorlu Şanidar Köyü’nde büyüyen Miran’ın etrafında şekillenir. Çocuğun en büyük ve aslında çok basit hayali bir futbol sahasına kavuşmak... Ancak köyün coğrafi ve yoksulluğu yüzünden her çabası duvara toslar. Pes etmeyerek mücadelesini sürdürürken, karşısına çıkan gizemli ve karanlık bir mağara olayların seyrini değiştirir. Kötü niyetli insanların gölgesinde kalan mağarada, futbol sahasından daha büyük ve tarihi bir gerçek gizlidir. Her türlü engele rağmen çocukların hayallerini koruma içgüdüsünü ve umutlarını dalga dalga anlatır, yazarın anlatıcısı. Adını insanlık tarihi açısından büyük önem taşıyan Şanidar Mağarası’ndan alan roman, çocuklara macera dolu bir kurgu içinde tarihi farkındalık da kazandırmayı amaçlar. Miran’ın cesaretiyle, kötü niyetli insanların planlarının nasıl bozulduğunu ve adaletin nasıl yerini bulduğu da anlatılır. Sonrasında olanları okuyacak olana bırakalım ve asıl konumuza dönelim. Aslında özensizlik ve dikkatsizlik 4.sayfadaki kısa özgeçmişten başlıyor. Örneğin, ‘Birçok kitabın yayımlanmasında katkıda bulundu. Halen editörlük çalışmaları yapmakta,’ diye yazılmış. ‘Birçok kitabın yayımlanmasına katkıda bulundu. Hâlen editörlük yapmakta,’ biçiminde olması gerekirdi… Kitap bölümlerden oluşuyor. İlk bölüm, Şanidar Köyü başlıklı. Köy, güzel biçimde sözcüklerle resmedilmiş. Bu güzel. Ama bir yerde, ‘…dağın yamacına dizilmiş birçok evden oluşuyordu,’ diye yazılmış. ‘Birçok’ beklenenden fazlasını ifade eder. Sonraki bölümlerin birinde köyün 30 evden oluştuğu yazılmış. ‘Babasının şehirden getirdiği plastik toplar da bir hafta dayanmıyordu. En ufak bir dikene denk geldiğinde o da patlıyordu.’ Bu cümle karşılıklı konuşmada olabilir ve söyleneni anlarız. Yazı dilinde çocuğa göreliği gözetmeliyiz ki doğru olanı öğrenebilsinler. ‘Onlar da bir dikene çarptıklarında/denk geldiklerinde patlıyorlardı,’ biçiminde olması gerekirdi. İlk cümlede çoğul olan top sonraki cümlede tekil olunca cümle düşük oluyor. 11. sayfada yazarın anlatıcısı taşların toplanıp kesilerek ev duvarı örülmesini, taşların birbirini tutması için de aralarına saman karışımlı çamur dökülmesini anlatmış. İş evin üstünü örtmeye gelince de gördüğünü, bildiğini anlatamamış, maalesef. ‘Duvarın üstüne uzun ağaçlardan kesilmiş direkler vardı. Her bir adımda bir direk kullanmak, sağlam olmasının ilk şartıydı. Bu direklerin üstü ise önce yaprakla sonra da toprakla örtülüydü.’ diyor anlatıcı Miran’ın evlerin nasıl yapıldığını düşündüğü ana dair. Tabii ki bu cümlenin anlatım ve dil açısından ele alınır bir yanı yok. Anlatıcı ne demek istediğini bilememiş ki ‘çocuk’ okur da anlayabilsin. Koyulaştırdığım kısma bakmak bile anlamsızlığı anlamaya yeter. Birer adım aralıklı direklerin üstlerinin yaprakla nasıl örtüldüğünü hiç düşünmemize gerek yok, çünkü anlamsız doğru olmadığı için. Eskiden taş, toprak veya kerpiç evlerin üstünü (tavanını ve çatısını) örtmek için kullanılan ağaç direklere mertek denir. Tavanı örtmek için yan yana dizilen, insan bileği veya kolu kalınlığındaki düz ahşap direklerdir. Yazar yaprak diyor ama üzerine genellikle kamış, hasır veya çuval serilip çamur dökülür, toprak değil. Ayrıca adına kiriş, bel, baş ağacı denilen; merteklerin taşıdığı yükü duvarlara aktaran, evin ortasından geçen çok daha kalın ve ana taşıyıcı yatay kütükler de kullanılır. Bir de hatıl var tabii ki. Duvarın düzgün örülmesi ve yükün eşit dağılması için duvar aralarına yatay olarak yatırılan uzun ağaçlardan yapılır. İşte bunları kullanarak ev yapımını anlatacak olan anlatıcı ne yazık ki araştırma gereği duymadan aklına gelen ilk cümlelerle anlatmaya çalışmış, olmamış. ‘Mağara içinde çift kale maç oynardık,’ diyor bir yerde anlatıcı. ‘Maç’ müsabaka, iki takım arasındaki spor karşılaşması ise uygun düşen sözcük ‘yapardık’ olur. ‘Irmak kenarına inenler, bulabildiği bir ağacın altına kurulurdu.’ değil; ‘…bulabildikleri ağaçların altına kurulurlardı /otururlardı,’ olmalıydı. ‘…tam ortasına birkaç ağaç dikilmişti,’ de yanlış. ‘…tam ortalarında birkaç ağaç vardı,’ olmalıydı. Çünkü ağaç dikilmez, yeri değiştirilmemişse, hangi ağaçsa onun fidanı dikilir ancak. ‘Caminin önündeki alan top oynamak için düzlüktü.’ Bu cümlede de ‘düzlüktü’ yerine ‘uygundu’ olmalıydı. ‘…başka bir çorabın içine sıkıştırarak yuvarlak bir top yapmıştı,’ cümlesi de ‘başka bir çorabın içine koyarak top gibi yapardı,’ biçiminde olmalıydı. ‘Kaleye sertçe vurulan nice umut dolu şutun kaleye ulaşmaması…’ İlk sözcük gereksiz… 19. sayfadaki, koyun veya keçi derisinin özel olarak tabaklanıp tulum hâline getirilmesiyle elde edilen geleneksel tuluk/deri yayık da iyi anlatılamamış. ‘Bunu yapmazsa babası gelip radyoyu değiştirirdi.’ Radyonun istasyonu değişir, kendisi değil. ‘Askerler yeni nöbet kulesi dikiyordu,’ cümlesi de sorunlu. ‘Askerler için, yeni nöbet kulesi yapılıyordu.’ Roman dediğimiz edebi tür, ister çocuklar için isterse yetişkinler için yazılmış olsun ayrıntılar toplamıdır. Ve yanlış yerde kullanılan sözcüklerle, cümlelerle de inşa edilmez. Miran, babası ve keçiler öylece yolda kaldılar, eve dönmediler, bölüm bittiği hâlde. Çocuklar da yetişkinler de cümlelerdeki sözcüklerin önce gerçek anlamını getirirler akıllarına. Ayrıca çocuk veya ilk gençlik eserlerinde hiçbir konuyu eksik bırakmamak gerekir. Yeni Saha adlı bölüm kusursuz sayılabilecek bir anlatıma ve dile sahip. ‘…topa vole vurmak için havalanmış ki ayağında bir ağrıyla uyandı,’ cümlesindeki koyu renkli sözcük ‘havalanmıştı’ olmalıydı. ‘Saha demek macera demekti bir anlama.’ Sondaki sözcük yerine ‘bakıma’ daha uygun olurdu. İlk Keşif de az sorunlu bir bölüm. ‘…bir oturak oluşuyordu,’ cümlesinin sonu ‘oluştu’; ‘…keçinin ayakları taşa çıkınca…’ da ise ‘çıkınca’ yerine ‘basınca’ olması gerekirdi. Bölümün son ve ‘artık’ ile başlayıp ‘artık’ ile biten uzun cümlesindeki son ‘artık’ da gereksiz. Son paragrafın içindeki ‘Miran da halliyle etkilendi bundan,’ cümlede ‘halliyle’ yerine hâliyle’ olmalıydı. Tünele Giriş başlıklı bölüme gelince, buraya kadar Miran’da olduğundan hiç haberimizin olmadığı bir heybesi olduğunu öğreniyoruz. Üstelik de yanında taşıyor hep. Oysa bulduğu kemik parçasını, yine nereden getirdiği ya da cebinde olup olmadığını bilmediğimiz bir bez parçasına sarıp eve getirmiş ve sonra da Ana dediği bilge kadına götürmüştü. Oysa bir çocuk romanında böylesi boşluklar ve damdan düşmeler olmamalı, olamaz. Yetmiyor anlatıcı, ‘bir taşı oyuyor, bir ağaç kütüğüne küçük darbelerle onu heykele çevirip boyuyordu,’ da diyor hemen başlarda. Yanlış bir cümle olduğunu bırakalım ve soralım: Bu nasıl boya? Ahşap boyası mı? diye. Miran, nereden, nasıl edinmiş hiç belli değil ve anlatıcının aklına gelmiş söylüyor ama doğru değil. Çünkü biblo ya da heykelcik öyle kolay yapılmadığı gibi boyanmıyor da. Heykelcik boyamak için su bazlı akrilik boya, ince uçlu sentetik fırçalara ve bir palete ihtiyacınız var. Pürüzsüz ve kalıcı bir sonuç için heykeli zımparalayıp temizlemek, boyayı kalın tek kat yerine ince iki, üç kat hâlinde sürmek ve kuruyunca akrilik vernikle sabitlemek bilgisine, becerisine sahip olmak gerekir. Bu iş hem zor, hem de akçeli. E dilin kemiği yok, kalem de bir tür ‘sihirli değnek’ olunca, olabiliyor bu tür yanlışlar diyemeyiz. ‘Bahçe duvarının ötesinden gelen ıslığın anlamını biliyordu,’ diyecekken; ‘Bahçe duvarının ötesinden gelen bu ıslığı ve anlamını biliyordu,’ demeyi seçmiş anlatıcı. ‘Diyar’a şaka yapmak isteyen Miran…’ diyeceğine ‘Diyar’a şaka yapmak için Miran derin bir nefes aldı,’ demiş. ‘Kayanın üstüne koyulmuş büyük bir bidonda su vardı,’ demiş mesela. ‘Konulmuş’ olması gerekirken. ‘Ateşin dumanı yükselip bütün kayaya işlenmişti,’ diye bir cümle var ki… Şanidar Mağarası’nda çok kez ateş yakıldığından tavanı da islenmiş. Anlatılmak istenen bu... ‘Ateşin isi tavanı sarmıştı,’ da dâhil pek çok biçimde cümle kurabilecekken anlatıcı ilk aklına gelen üstelik de doğru olmayan cümleyi seçmiş. Daha başka yanlış cümleler de var ama ‘Biraz önce gördüğü küçük heykele uzanıp onu alıp cebine koydu,’ cümlesi üzerinde durup öteki bölüme geçmek istiyorum. Heybesi yanında değilmiş, oysa önceki bölümde ‘hep yanında taşıdığı’ belirtilmişti. Demek istediği şu anlatıcının, ama yanlış da olsa kulağı tersten gösteriyor. ‘Biraz önce gördüğü heykeli alıp cebine koydu.’ Mağaraya Baskın sorunsuz bir bölüm… Kâr, kar diye yazılmış. ‘Ay ışığı altında bütün köy gündüz gibi parlaktı,’ cümlesi sorunlu. ‘Ay ışığı altında köy gündüz gibiydi,’ ya da ‘Ay ışığı altında köy aydınlıktı,’ biçiminde olabilirdi. Ama sonunda ‘parlaktı’ olması doğru gelmiyor bana. ‘Parladı’ olabilirdi. ‘Çapraz bağlanan sargı ile filmlerdeki korsanlara benziyordu ama burnu üzerindeki bez kan yüzünden kırmızı olduğu için daha çok palyaçoya benzemişti. Samukan’ın tam karşısındaki muhtara bağırıyordu.’ Bu cümle gereksiz sözcükler ve kuruluşundan dolayı yanlış… ‘…ama burnundaki bez kandan kırmızılaştığı için palyaçoya benzemişti. Samukan, karşısındaki muhtara bakıyordu,’ biçiminde olmalıydı. Arkeologlarla Karşılaşma bölümündeki ‘Miran’da taşlar oturdu oturmasına…’ cümlesinde ‘taşlar’dan sonra ‘yerine’ sözcüğü olmalıydı. Bunun dışında kusursuz bir anlatım. Miran, Çeteye Oyun Oynuyor bölümünde de başka bölümlerde olduğu gibi teknik hata var. ‘…dese de Çağdaş…’ ile başlayan cümle bir üsttekinin devamı olduğu hâlde alta düşmüş. ‘Bu görevi yerine getirip tüm ağaçları sulayacaksın,’ cümlesi de sorunlu. ‘Bu görevi yerine getirip ağaçları sular mısın?’ ya da ‘Bu görevi yerine getirir misin?’ biçiminde olabilirdi kendisinden önceki cümlenin ardılı olarak. ‘Kayalığın içinden tepeye doğru koştular,’ da hatalı. Kayalığın içinden koşulmaz çünkü. ‘Kayalıklardan tepeye koştular,’ biçiminde olabilirdi cümle. Mağaranın Keşfi bölümünde ‘Sınıftan getirdiği alışkanlıkla…’ demek yerine ‘Meslekten alışkanlıkla…’ denmesi uygun düşerdi. ‘Rüyasında 30 geriye düştüğü maçı…’ cümlesindeki 30 aslında 3-0 mı demek anlaşılmıyor. Bunlar devede kulak aslında. Asıl sorun bu bölüm ve sonraki iki bölümde de olup biten her şeyin kısa sürede gerçekleşmesi... Bu bir masal ya da fabl değil ki her şey hemen oluversin. Bu roman, çocuklar için yazılmış üstelik. Kurgusal da olsa gerçeklik, sahicilik yaratabilmeli okuyacak olanda. Çünkü yaşanmış ya da yaşanması mümkün olayları, kişi, yer ve zaman unsurlarına dayanarak detaylı biçimde anlatan uzun, kurmaca edebi eserlerdir romanlar. Miran, hastanede üç ay kalıyor ve bu sürede hayali olan şeyler gerçekleştiriliyor. Mağaradaki buluntular çıkarılıyor, uzaklara asfalt yollar açılıyor, tanıtımları yapılıyor. Köy adeta cennete dönüşüyor. Bunlar, Miran’ın üç ay hastanede kaldığı sürede gerçekleşiyor. Bu açıdan inandırıcı olmuyor. Hastane bölümünde ‘Kazanın üzerinden birkaç gün geçmişti,’ deniliyor. Mağara, kazı, keşifler, buluntular, cami için taziye evi, laboratuar sonuçları, köye yapılan spor tesisi vs. kısa zamanda yapılıyor. Bir romanda, kurgusal da olsa zamana yayılması gerekirdi; yaptıranların ellerinde sihirli değnekler varmışçasına yapılan şeylerin hepsi… Gerekirse iki ya da üç kitaplık bir bütünlük içinde verilebilirdi. Çok da güzel olurdu bana gör. Şanidar’a Dönüş romanın son bölümü… ‘Bize bir saha yapsaydınız görürdünüz bakın nasıl top oynuyorum,’ cümlesi de yanlış. ‘Bize bir saha yaptırsaydınız da görseydiniz nasıl top oynadığımı…’ biçiminde olmalıydı. ‘Miran’ın taşları sevdiğini hatta bir tanesini oyduğunu ve oyduğu taşın halen evde bahçede olduğunu ekledi.’ Miran’ın annesinin ağzından aktarılan bu cümle de yanlış. ‘Miran’ın taş yontmayı sevdiğini, hatta birini yonttuğunu, yonttuklarından birinin de bahçelerinde olduğunu söyledi.’ biçiminde olması gerekirdi. Bunun dışında pek çok sözcük yerinde kullanılmamış, cümleler savruk ve pek çok yerde de noktalama işaretleri ya yanlış kullanılmış ya da yerinde kullanılmamış. Alihan Demir, bu çalışmasını yeniden gözden geçirir ve en az iki kitapla görünür yaparsa gerçekten de 12 yaş üstü çocuklar için iyi bir ilk gençlik kitabı yaratmış olur; aksi durumda bu hâliyle heba etmiş olur bu iyi hikâyeyi. Tacim Çiçek
Gercekedebiyat.com















YORUMLAR